Doğu Akdeniz’de Enerji Denklemi

Yenidünyada bugüne kadar Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları açısından Akdeniz havzası ve bu havza içinde yer alan Kıbrıs adasının taşıdığı önemde stratejik önemi haiz bir coğrafya keşfedilmemiştir. [1]

İngiliz şair ve oyun yazarı William Shakespeare ‘Otello’ isimli eserinde Kıbrıs’ı böyle tarif etmektedir. Gerçekten de geçmişten günümüze Mısır İmparatorluğu’ndan Bizans’a ordan da Osmanlı Devleti’ne kadar birçok devletin hakimiyetinde kalan Kıbrıs, jeopolitik açıdan oldukça stratejik bir konumda bulunmaktadır. Bu yazıda, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs özelindeki kaynakların enerji denklemindeki yerinden bahsedilecektir.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, 2003 yılından itibaren bölgede bulunan potansiyel hidrokarbon kaynaklarının üretime geçirilmesi için Münhasır Ekonomik Bölgeler ilan etmiş ve Mısır, Lübnan, Suriye ve İsrail ile petrol ve doğal gaz arama anlaşmaları imzalamaya başlamıştır. 2011 yılının eylül ayında bölgede çalışmalara başlayan Amerikan Noble Energy firması, Aralık ayında ‘Afrodit’ sahasında 140 milyar m3‘lük rezerv bulduğunu açıklamıştır. Kuzey ve Güney Kıbrıs devletlerinin MEB’lerinin çakışması ve GKRY tarafından ruhsat verilen bölgelerin bir kısmının çakışan bölümlerde yer alması üzerine de 2011 yılının Eylül ayında KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasında gerekli anlaşmalar imzalanarak TPAO’ya adanın etrafında petrol-doğalgaz arama ruhsatları verilmiştir. Aşağıdaki resim Doğu Akdeniz’de bulunan doğal gaz rezervleriyle birlikte KKTC ve GKRY’nin çakışan münhasır ekonomik bölgelerini göstermektedir [1].

dogu-akdeniz

Doğu Akdeniz’deki diğer önemli rezervler 2009 ve 2010’da keşfedilen İsrail açıklarındaki Tamar (~280 milyar m3) ve Leviathan (~540 milyar m3) sahaları ile 2015 yılında Mısır açıklarında keşfedilen Zohr (~850 milyar m3) sahasıdır.

Rakamların diliyle konuştuğumuzda keşfedilen Afrodit, Tamar ve Leviathan sahaları toplamda yaklaşık 1 trilyon m3 rezerv barındırmaktadır. Dünyada kanıtlanmış rezervlere baktığımızda ise Rusya 45 trilyon m3, İran 30 trilyon m3, Katar ise 25 trilyon m3 doğal gaz kaynağına sahiptir. 2015 yılında en büyük 2. tüketici olan AB 402 milyar m3 , Türkiye ise 43.6 milyar m3 doğalgaz tüketmiştir. Enerji özelinde, bölgede kanıtlanmış rezervlerin dünya doğalgaz talebini çeşitlendirme adına çok da önemli olmadığı görülmektedir. Ancak, büyük resme baktığımızda adeta bir uçak gemisi konumunda bulunan Kıbrıs adası, Afrika, Orta Doğu ve Türkiye’de (dolayısıyla AB) etki alanını genişletmek isteyen ABD ve Rusya için kritik öneme haizdir. Bölgedeki gelişmeler değerlendirilirken Doğu Akdeniz’deki enerji denkleminin Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye ile birlikte İsrail, Lübnan, Ürdün, Suriye, ABD, Rusya ve Çin’i içerisinde bulundurduğu unutulmamalıdır [2].

Bölgedeki enerji kaynakları belki global anlamda değil ama dikkatli bir şekilde değerlendirilirse Türkiye özelinde önemli bir yere sahip olabilir. Ekonomik açıdan bakıldığında hem İsrail hem de Kıbrıs gazının AB pazarına ulaşabilmesi için en uygun yol Türkiye’deki boru hatlarına bağlanacak olan yeni bir hat inşa etmektir. Ancak mevcut şartlarda Kıbrıs’da bir çözüme ulaşılmadığı takdirde bölgedeki gazın Türkiye’ye boru hattı yoluyla iletilmesi mümkün görünmemektedir. İsrail gazının ise LNG ( Sıvılaştırılmış Doğal Gaz) yoluyla ithal edilme seçeneği hala masadadır. Elbette bu seçenek için özellikle ülkemizde yüksek maliyetli LNG istasyonları kurulmalıdır. Doğal gaz’da %55 oranında bağımlı olduğumuz Rusya’nın payını azaltmak istiyor isek, uzun vadeli yatırımlar yapmamız elzemdir.

Bu arada son zamanlarda Batı medyasının enerji konusunu Türkiye için adeta bir ‘havuç’ olarak göstermesi dikkatle incelenmelidir. Çünkü rakamlara bakıldığında bölge gazının AB pazarına girmesinden çok Kıbrıs üzerindeki haklarımızdan vazgeçip Batı’nın istediği şekilde bir çözüme gidilmesinin amaçlandığı ortaya çıkmaktadır. Unutulmamalıdır ki, Kıbrıs ve İsrail ekonomisi için doğal gaz kaynaklarının ticari olarak değerlendirilmesi şarttır. Türkiye ise mevcut haliyle dahi (her ne kadar kaynak çeşitliliğini savunsak da) uzun yıllar bu şekilde devam edebilir. Dolayısıyla Kıbrıs konusundaki haklılığımız hususunda ‘savaşmaya’ devam etmemiz ve çıkarlarımızı koruyacak bir çözüme gidilmesinde aktif bir rol üstlenmemiz gerekmektedir.

 KAYNAK

[1] “Doğu Akdeniz’de Enerji Satrancı,” Yrd. Doç. Dr. Filiz KATMAN, [Online].Available: http://etkinlik.aydin.edu.tr/dosyalar/6EA_dogu_akdeniz.pdf  , 7 Ara. 2016

[2]  “Doğu Akdeniz’de Enerji Politikaları ve Kıbrıs Müzakerelerine Etkisi,” Nazlı ÜSTÜN, Konya Ticaret Odası [Online].Available: http://www.kto.org.tr/d/file/dogu-akdenizde-enerji-politikalari-ve-kibris-muzakereleri—nazli-ustun.20160222151600.pdf  , 7 Ara. 2016

Bu yazı Fosil Yakıtlar kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir