Dünden Bugüne Petrol ve Doğalgaz Reklamları

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hayatımıza yön vermeye başlayıp uğruna dünya savaşları çıkarılan, milyonlarca insanın öldüğü, ülke sınırlarının belirlendiği dünyanın en değerli endüstrisi olan petrol ve doğalgaz da hedef kitlelere ve tüketicilere ulaşmak için reklam yolunu kullanmıştır. 1850’li yıllardan günümüze kadar yapılan reklamlar aynı zamanda sektörün dünden bugüne yaşadıklarını bizlere göstermektedir [1].

1850

1850’li yıllarda petrol endüstrisi yeni yeni ortaya çıkmaya başladığı için öncelik aydınlanma ve ısınma için kullanılan gazyağına verilmişti. Öyle ki gazyağı elde edildikten sonra geriye kalan milyonlarca varil petrol nehirlere dökülmüştür.

l-u90zzq5jl0illd

Ütü yapmak için en temiz ve dumansız yol! Bu fırın ile ütülerinizi saatte yalnızca 1 cente ısıtabilirsiniz.

 

1910

1910lu yıllarda Sumatra Adası’nda, İran’da, Venezuela’da ve Meksika’da çok büyük petrol yatakları keşfedilmiştir. Dünyanın dört bir yanında petrol kuyuları açılırken şirketler de boş durmayıp petrol türevleriyle çalışan motor ve motor yağları  üretmiştir.

9nbwezbmicqfka

Benzinle çalışan İngiliz malı motorlar. Farkımız, kalitemiz!

w4i7rtjp8gko52

Yalnızca en kaliteli Texaco Motor Yağlarını kullanarak en yüksek performansı elde edebilirsiniz.

 

1920

Otomobil üretiminin adeta patlama yaptığı bu yıllarda başta ABD olmak üzere dünyanın tüm ülkelerinde petrol şirketleri pazarlama stratejisi olarak reklamları etkin bir şekilde kullanıyordu.

l-iuobts4xku86yu

Texaco pompaları: Yüksek kalitenin simgesi

l-jgsqswftbsuh3w

Eski Batı’yı  Associated Gasoline istasyonlarında yaşayın!

l-3g6qizessw3cwf

Karada ya da havada : Texaco sen çok yaşa!

 

1930

Tüm dünyayı etkileyen Büyük Buhran zamanları

rl3hp170p27pj7

Union Pacific trenleri Pennzoil kullanıyor.

 

33p0co2md6dsvd

Süt kadar katkısız!

d137_texaco__82920-1403065284-1280-1280

Texaco motor yağlarını kullanın, kış uykusuna yatmayın!

 

1940

2. Dünya Savaşı zamanında ülkeler vatandaşlarına şöyle diyordu: Savaş ya da tahvil satın al!

l-8xrmsqom6m6wj3

Marathon marka benzin kullanarak yılda 100 $ tasarruf edebilir, Berlin ve Tokyo’yu yenmemize yardımcı olabilirsiniz!

l-qn3qw9wmvgquav

Arabanı koru, ülkeni koru!

l-odajhyd3xwuvc4

Yeni bir Pearl Harbor yaşamamak için tasarruf edin!

s-l1600

Bugün israf ederseniz, yarın yürümek zorunda kalırsınız.

 

1950

Başta otomobil endüstrisi olmak üzere çeşitli sektörlerde kullanılan motorların güçleri artmaya devam ederken, motor koruyucu ürünler ve yüksek oktanlı benzin reklamları da artmaktaydı.

1954-what-a-powerful-difference-this-high-octane-gasoline-makes-ethyl1

Benzin alırken sarı-siyah Ethyl logosunu tercih edin.

l-4920igjtknokib

Daha yüksek performans için: Shell Turbo Motor Yağları

 

1960

Petrol arzının yükselip fiyatların düştüğü yıllar

29bhxnb

Esso ile benzin deponuza kaplan koyun!

screen-shot-2013-04-18-at-1-24-00-am

Phillips 66 ile dört nala koşun!

 

1970

Petrol Krizi yılları

flag_policy_during_the_1973_oil_crisis[2]

Landscape[3]

Landscape[3]

1980

Çevre duyarlılığının petrol kriziyle birleşerek yenilenebilir enerji kaynakları kullanımın artmaya başladığı yıllar.

l-tbmsquvpjqsulp

l-7lxxfwxoui4o4c

Şampiyonun motor yağını kullanın.

 

1990

Çevre duyarlılığına bir ‘destek’ de Chevron’dan.

6zs2mym6ggm25n

p6dhnaf7bropcp

xs4afxkvyt6fkl

 

KAYNAK:

[1] “Vintage Oil and Gas Ads,” Vintage Ad Browser, [Online]. Available: http://www.vintageadbrowser.com/oil-and-gas-ads , 2 Haz. 2016

[2] https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/ed/FLAG_POLICY_DURING_THE_1973_oil_crisis.gif

[3] “What America Looked Like: The 1970s Gas Crisis, ” The Atlantic, [Online]. Available: http://www.theatlantic.com/national/archive/2012/05/what-america-looked-like-the-1970s-gas-crisis/257837/ , 2 Haz. 2016

 

Fosil Yakıtlar kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Elektrikli Arabaların Geçmişi

100 yıldan uzun bir geçmişi olan elektrikli arabalar, depolama teknolojisinin gelişmesi ve petrole olan bağımlılığın azaltılması çabaları sayesinde en popüler dönemini yaşamaktadır. Günümüz itibariyle yeni araç satışlarında %3’lük bir pazar payına sahip olan elektrikli arabaların 2020’ye kadar %7 seviyesine ulaşması (yıllık 6.6 milyon araç) beklenmektedir [1]. Petrol ihracatçısı ülkelerin pek de sevmediği elektrikli araçların tarihi şu şekilde özetlenebilir:

  • 1828 yılında Macar Anyos Jedlik, kendi dizayn ettiği elektrik motoruyla çalışan küçük ölçekli bir araba üretti.
  • 1832 yılında İskoç mucit Robert Anderson tek kullanımlık bataryalarla çalışan ilk binek arabayı icat etti.
  • 1837 yılında kimyacı Robert Davidson galvanik pillerle çalışan bilinen ilk elektrikli lokomotifi icat etti.
  • 1897 yılında Walter C. Bersey tarafından dizayn edilip çıkardığı vızıltı sesi nedeniyle ‘sinekkuşu’ adı verilen ticari taksiler Londra’da hizmete sunuldu.
  • Benzinle çalışan arabalarla kıyaslandığında çalışması, kullanması ve bakımı kolay olduğu için elektrikli arabalar 1899 – 1900 yılları arasında diğer araç satışlarını geride bıraktı.
  • 1908 yılında Henry Ford, Model T isimli aracı uygun fiyata satışa sunduktan sonra benzinli araçlara olan ilgi arttı. 1912 yılında benzinli araçlar 650$’dan satılırken elektrikli araçlar neredeyse 3 katı olan 1750 $’a satılmakta idi.
  • 1920’li yıllarda devasa hacimdeki Texas ham petrol yatağının keşfedilmesi ve illerin birbirine bağlanması ile daha uzun süre ve daha ucuza seyahat etme ihtiyacı elektrikli araçlara olan ilgiyi azalttı.
  • 1960’lı yıllara kadar ucuz benzin fiyatları, içten yanmalı motorlara sahip araçların yaygınlaşmasını sağladı.
  • 1975 yılında Amerikan Posta Servisi test amaçlı kullanmak üzere American Motor Company tarafından üretilen ve elektrikle çalışan ‘Jeep’ marka 350 araç satın aldı. Ancak bu yıllarda elektrikli araçlar tek şarjla ancak 40 mil gidebilmekte ve şarj süresi 10 saati bulmaktaydı.
  • 60’lı ve 70’li yıllarda yaşanan petrol krizleri nedeniyle 1976 yılında Amerikan Kongresi  Elektrikli ve Hibrit Araçların Araştırılması ve Geliştirilmesi Yasası’nı çıkardı.
  • 1990’lı yılların başından itibaren artan çevre duyarlılıkları elektrikli araçların gelişimini hızlandırdı.
  • 1996-1999 yılları arasında GM tarafından üretilen EV1 markalı elektrikli araç saatte 80 mil hıza ulaşabilmekte ve 8 saatte doldurulabilen tek sarjla 160 mil gidebilmekteydi. Ancak elektrikli araçların petrol endüstrisini tehlikeye atabileceği gerekçesiyle aracın üretimine son verildi.
  • 1997 yılında Toyota tarafından geliştirilen Prius seri üretime geçen ilk hibrit araç oldu.
  • Günümüze geldiğimizde ise elektrikli araçların en önemli dönüm noktalarından biri 2006 yılında Silikon Vadisi’nde kurulan ve 2010’da seri üretim tesisi açmak üzere Enerji Bakanlığı tarafından 450 milyon $ kredi verilen Tesla Motors şirketidir. Şirketin ilk ürünü olup 2008 yılında piyasaya sürülen Tesla Roadster, tek şarjla 200 mil gidebilen ve 4 saatte şarj edilebilen ilk spor araba olmuştur. Haziran 2014’te şirketin CEO’su Elon Musk , elektrikli araçlara olan ilgiyi artırmak için teknoloji patentlerini iyiniyetle kullanacaklar için ücretsiz kullanıma açtığını duyurmuştur. Mart 2016’da tanıtımı yapılan Tesla Model 3, 2017 yılında teslimata başlayacak olup 15 Mayıs 2016 tarihi itibariyle 373.000 adet ön sipariş almıştır.

benefits-of-electric-car[2]

KAYNAK:

[1] “The History of the Electric Car,” US Department of Energy, [Online]. Available: http://energy.gov/articles/history-electric-car , 27 May. 2016

[2] www.slideshare.net

 

Alternatif Enerji Kaynakları kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

2 °C’lik Küresel Isınma Dünya’yı Nasıl Etkiler?

Çevre ve iklim değişikliği duyarlılığının her geçen yıl daha da arttığı 80’li yıllardan bu yana, dünya genelinde 195 ülkenin mutabakata vardığı en önemli anlaşma olan COP21,  bu yüzyılın sonundaki küresel sıcaklık artışının sanayileşme öncesi dönemin en fazla 2 °C üzerinde olmasını hedeflemektedir. Peki bu değerin üzerine çıkılırsa ne olur?

IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change – Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) 1988 yılında Dünya Meteoroloji Örgütü ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından insan faaliyetlerinin çevreye etkilerini değerlendirmek üzere kurulmuştur. Belirli periyotlarda bilimsel literatüre dayandırılarak hazırlanan raporlarda hükümetlere ve yatırımcılara insan kaynaklı iklim değişikliğinin etkileri, riskleri ve önlenmesi konusunda bilgiler sunulmaktadır.

IPCC’nin 2014 raporuna göre, 1983-2012 arasındaki 30 yıllık periyodun, Kuzey Yarımküre’nin son 1400 yılki en sıcak dönemi olduğu tahmin edilmektedir. 1880-2012 yılları arasında kıta ve okyanus yüzeyindeki ısınmalar 0.85 °C’ye ulaşmış olup Kuzey Kutup Bölgesi’ndeki buzların erime hızı her on yılda % 3.5-4 oranına ulaşmıştır. Global deniz seviyesi ise 1901-2010 arasında 0.19 m yükselmiştir.  Aşağıdaki tablo, küresel ısınmanın 2 °C ve 4 °C olması durumunda bölgelere göre yaşanacak riskleri göstermektedir [1]:

 

AR5_SYR_Figure_SPM.8[1]

2 °C ve 4 °C’lik küresel ısınmanın farklı bölgelere etkisiyle ilgili interaktif bilgilere ulaşmak için tıklayınız.

 

 

 

 

Küresel Isınma & İklim Değişikliği kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

COP21 Ulusal Katkı Beyanları Analizi

Bilindiği üzere bu yüzyılın sonundaki küresel sıcaklık artışının, sanayileşme öncesi dönemin en fazla 1.5 – 2 derece üstünde olmasını hedefleyen ve 195 ülkenin imzaladığı COP21 İklim Değişikliği Anlaşması’nda , hedeflere ulaşılması için bütün katılımcılar Ulusal Katkı Beyanları’nı (INDC) hazırlayıp 21 Nisan 2017 tarihine kadar BM İklim Sekreteryası’na sunmak durumundadır. 20 Mayıs 2016 itibariyle toplam 162 form sekreteryaya sunulmuştur.

İklim değişikliği konusunda bu kadar yüksek katılımcıya sahip ilk ve en önemli anlaşma olan COP21’in katkı beyanlarıyla ilgili olarak;  enerji, teknoloji, finans ve siyaset arenasından birçok katılımcının üyesi olduğu Enerji Değişim Komisyonu (ETC), içinde Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke ve Avrupa Birliği’nin Ulusal Katkı Beyanları’nı inceleyerek Paris’te konulan hedefe ülkelerin ne kadar hazır olduğu konusunda bir rapor hazırlamıştır. Dünya genelinde enerji odaklı CO2 salınımının %78’ini oluşturan 17 katılımcının katkı beyanlarının incelendiği bu rapora göre, INDC’ler revize edilmeden bu haliyle hayata geçirildiğinde 2100 yılı sonundaki sıcaklık artışı 2.2 ile 3.4 C arasında olacak ve dünya için tehlike çanları çalmaya devam edecektir [1].

ETC [1]

Rapora göre, ülkelerin salınımlarını azaltmak için önlerinde iki ana seçenek bulunmaktadır.Bunlar; 0 salınımlı enerjinin (karbonsuzlaştırma) payını ve enerji üretkenliğini (daha az enerjiyle daha çok ürün) artırmaktır. Paris hedeflerine ulaşabilmek için 0 salınımlı enerji payında yıllık %1, enerji üretkenliğinde ise %3 artış gerekmektedir. Ancak bu, 1980-2014 arasında karbonsuzlaştırma payında % 0.1 ve enerji üretkenliğinde % 0.9 oranında gerçekleşen rakamlar düşünüldüğünde oldukça fazla çaba gerektirmektedir. Nitekim mevcut INDC’ler revize edilmeden hayata geçirildiğinde yılda ancak % 0.4 karbonsuzlaştırma ve % 1.8 enerji üretkenliği artışı sağlanacak olup dünyayı yukarıdaki grafiğin sol alt kısmında bırakacaktır.

NOT: 4 Kasım 2016 tarihinde yeterli sayıya ulaşılmış ve anlaşma, imzalayıp parlementolarından geçiren ülkeler için hukuki olarak bağlayıcılık kazanmıştır.

Aşağıdaki grafikler, Ulusal Katkı Beyanları incelenen ülkelerle ilgili özet bilgileri içermektedir [1]:

ETC renewables

ETC levers

KAYNAK:

[1] “Assessing the INDC Opportunity” Energy Transitions Commission, [Online]. Available:http://www.energy-transitions.org/sites/default/files/20160426%20INDC%20analysis%20vF.pdf , 20 May. 2016

Küresel Isınma & İklim Değişikliği kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Modern Zamanların En Büyük Enerji Felaketleri

Bu yazıda, insanlığın enerjiye büsbütün bağımlı olduğu 2. Dünya Savaşı’ndan günümüze kadar meydana gelen ve binlerce insanı etkileyip milyarlarca dolar ekonomik zarara yol açan çağımızın en büyük 10 enerji felaketinden bahsedilecektir [1].

1) Benxi Kömür Madeni Patlaması (1942) : 26 Nisan 1942’de Çin’in Benxi şehrinde Japon işgali altındaki kömür madeninde kömür tozu patlaması meydana geldi. Patlama nedeniyle oluşan yangını yer altında tutmak isteyen Japonlar madenin çıkışını ve havalandırma sistemini kapattığı için 1549 madenci hayatını kaybetti.

2) Farmington Madeni Patlaması (1968) : ABD’nin Batı Virjinya Eyaleti’ndeki Farmington Kömür Madeni’nde meydana gelen patlamada 78 kişi hayatını kaybetti. Amerikadaki en büyük kazalardan biri olmasa da maden işçilerinin güvenliği ve madenlerin denetlenmesiyle ilgili yasanın 1969 yılında çıkmasına yol açtı.

3) Çernobil (1986) : O zamanlar Sovyet Rusya’nın toprağı olan Ukrayna’daki nükleer santralde insan kaynaklı meydana gelen kazada enerji üretmeye yarayan zincir reaksiyonu kontrolden çıktı. İlk etapta 32 kişinin öldüğü kazada radyoaktif maddeler hava akımıyla Batı Avrupa’ya kadar ulaştı. Sonraki yıllarda binlerce insanın ölümüne ve çevre felaketine neden olan kazanın yaşandığı bölgenin 30 km çapındaki alan halen boşaltılmış durumda.

4) Exxon Valdez Tanker Kazası (1989) : 24 Mart 1989’da Alaska’daki Bligh Resifine çarpan ve Exxon şirketine ait olan tanker 11 milyon varillik ham petrolün denize akmasına neden oldu. 100 binden fazla deniz kuşunun, 2800’den fazla su samurunun ve milyarlarca somon balığı yumurtasının telef oduğu kazanın etkileri hala bölgede hissedilmektedir.

5) Kuveyt Petrol Sahalarının Yakılması (1991) : Körfez Savaşı sonunda yenilgiye uğrayan Irak askerleri geri çekilirken 600’den fazla petrol sahasını ateşe verdiler. Aylarca süren yangında yaklaşık 1 milyar varil petrol kaybı yaşandı.

6) Katrina Kasırgası (2005) : Amerikan tarihinde en fazla zarara neden olan Katrina Kasırgası’nda 1833 kişi hayatını kaybetti. Amerikanın körfez kıyısındaki petrol üretiminin %95’ini devre dışı bırakan kasırga nedeniyle 741.000 galon petrol çevreye saçıldı.

7) BP Deepwater Horizon Petrol Sızıntısı (2010) : Meksika Körfezi’nde BP’ye ait sahada meydana gelen patlama ABD tarihindeki en büyük petrol kazasına neden olmuştur. 20 Nisan 2010’da meydana gelen kaza sonucunda 11 işçi hayatını kaybetmiş ve 87 gün boyunca kapatılamayan kuyudan 200 milyon galon petrol Meksika Körfezi’ne sızmıştır. İçinde birçok nesli tükenmek üzere olan türün bulunduğu 8000’den fazla hayvan sızıntıdan sonraki 6 ay içinde ölmüş ve BP 40 milyar $’dan fazla cezaya çarptırılmıştır.

8) Fukuşima (2011) : 11 Mart 2011 tarihinde meydana gelen ve yaklaşık 16.000 insanın hayatına mal olan tsunami felaketi Fukuşima Nükleer Santrali’ndeki 6 reaktörden 3ünün erimesine neden oldu. On yıllar boyunca etkisi devam edecek olan kazanın ardından Japonya toplam elektrik ihtiyacının 1/5’ini karşılayan 48 reaktörü kapatmak zorunda kaldı.

9) Hindistan Elektrik Kesintisi (2012) : Eskimiş altyapı tesisleri ve yanlış sistem yönetimi yaz mevsimindeki yüksek enerji talebiyle birleşerek 670 milyon Hint vatandaşının 2 gün boyunca elektriksiz kalmasına neden oldu.

10) Lac-Megantic Tren Patlaması (2013) : 6 Temmuz 2013’de ham petrol taşıyan trenin raydan çıkması nedeniyle Kanada’da 42 kişi hayatını kaybetti ve 5.5 milyon litre ham petrol doğaya karıştı.

 

120424051724-bp-oil-spill-horizon-story-top [2]

KAYNAK:

[1] “The 10 Worst Energy-Related Disasters of Modern Times” Oilprice, [Online]. Available: http://oilprice.com/Energy/Energy-General/The-10-Worst-Energy-Related-Disasters-In-History.html , 17 May. 2016

[2] www.cnn.com

 

Global kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Petrol ve Doğalgaz Kaynaklarının Sınıflandırılması

Fosil yakıtların önemli bir kısmını oluşturan petrol ve doğalgaz kaynakları sınıflandırılırken jeolojik yapı, mevcut teknoloji, arz-talep piyasaları gibi birçok değişken değerlendirilir. Bu değişkenlerden dolayı Dünya genelindeki fosil yakıt miktarı tam olarak bilinememekte ve tahminler gelişmeler ortaya çıktıkça revize edilmektedir. Örneğin kayaç gazı yazısında belirtildiği gibi bu kaynak 200 yıldır bilinmesine rağmen ancak son 5 yılda ekonomik olarak çıkarılabilir hale gelmiştir. Aşağıdaki grafik dünyada kanıtlanmış petrol rezervlerinin yıllara göre değişimini göstermektedir:

world crude oil reserves by year

 

 

 

[1]

Her ne kadar petrol çıkarılan bölgelerdeki istikrarsızlıklar ve çevresel endişeler başta gelişmiş ülkeler olmak üzere enerji arz güvenliği konusunda yeni önlemler alınmasını gerektirse de, petrol, doğalgaz ve kömür yaklaşık 50 yıl daha dünyanın gündeminden düşmeyecektir. ABD Enerji İstatistik Kurumu’nun 2040 yılı tahminlerine göre, önümüzdeki 30 yıl boyunca fosil yakıtlar dünya enerji arzının %75’ini sağlamaya devam edecektir. Fosil yakıtların önemini bir süre daha yitirmeyeceği düşünüldüğünde, daha sağlıklı analizler yapılabilmesi için petrol ve doğalgaz kaynakları farklı kategorilerde sınıflandırılmıştır [2]:

Toplam kaynak (PIIP): Dünya genelinde yeraltında bulunduğu tahmin edilen kaynakların toplam miktarını ifade eden bu terim, en belirsiz tahmini değerdir.

Keşfedilen toplam kaynak (D PIIP): Şimdiye kadar yapılan çalışmalarla keşfedilen toplam miktarı ifade eder.

Rezerv: Yapılan çalışmalarla keşfedilip ekonomik ve teknik açıdan çıkartılması uygun bulunan miktarı ifade eder. Kendi içinde 3 gruba ayrılır:

  1. Kanıtlanmış rezerv: Mevcut teknolojik ve ekonomik şartlar gözetildiğinde %90 ve üzeri ihtimalle çıkarılması uygun olan miktardır. En kesin değeri ifade eder.
  2. Muhtemel rezerv: Mevcut şartlar ve ileriye dönük gelişmeler değerlendirildiğinde %50 üzeri ihtimalle çıkarılması uygun olan miktardır.
  3. Olası rezerv: İleriye dönük gelişmeler değerlendirildiğinde %10 ve üzeri ihtimalle çıkarılması uygun olan miktardır.

Koşula bağlı rezerv: Mevcut veya geliştirme aşamasındaki teknolojilerle çıkarılabilecek ancak günümüz koşullarında ekonomik olarak uygun bulunmayan tahmini miktarı ifade eder.

Keşfedilmeyen toplam kaynak (U PIIP): Toplam kaynaklar içinde bulunan ancak henüz keşfedilmeyen tahmini miktarı ifade eder.

İleriye dönük kaynak (prospective): İleriye dönük teknolojik gelişmelerle henüz keşfedilmemiş kaynaklardan çıkarılabilecek tahmini miktarı ifade eder.

Çıkarılamayacak kaynak: Yerkürenin fiziksel ve kimyasal yapısından ötürü teknolojik gelişmelere bağlı kalmaksızın çıkarılması mümkün olmayan tahmini miktarı ifade eder. Yine de bu kategorideki miktarın belli bir kısmının ileride çıkarılmaya uygun olabileceği ihtimali unutulmamalıdır.

Aşağıdaki grafikler farklı kaynak türlerinin sınıflandırılmasını göstermektedir:

reserve-definitions-figure1-big[3]

cartainty   [4]

 

KAYNAK:

[1] “World crude oil reserves by year ,” Index Mundi, [Online]. Available: http://www.indexmundi.com/energy.aspx?product=oil&graph=reserves , 12 May. 2016

[2] “Petroleum Resources Management System,” SPE, AAPG, WPC, SPEE, [Online]. Available: http://www.spe.org/industry/docs/Petroleum_Resources_Management_System_2007.pdf , 12 May. 2016

[3] www.petroleumonline.com

[4] “Oil and natural gas resource categories reflect varying degrees of certainty,” EIA , [Online]. Available: http://www.eia.gov/todayinenergy/detail.cfm?id=17151 , 12 May. 2016

Fosil Yakıtlar kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Kaya Gazı ve Türkiye

Yeraltında şist adı verilen kayaçların içine sıkışmış doğalgaza kaya(ç) gazı denir. Özellikle son 5 yılda teknolojinin de gelişmesiyle başta ABD olmak üzere petrol ve doğalgaza alternatif olarak üretimi hızlandırılan kaya gazı ilk olarak 1821 yılında New York’ta kayaç yapısının uygun olması nedeniyle oldukça basit yöntemlerle çıkarılmaya başlandı. 1930-1950 yılları arasında konu hakkıdaki araştırmalar devam etti ve 1980’de ABD hükümetinin teşvikleriyle hız kazandı. Peki uzun zamandır bilinen bu kaynağa ne oldu da son zamanlarda adını bu kadar sık duymaya başladık?

Yaklaşık 200 yıllık tarihi olan kaya gazı, eskiden şistlerdeki doğal çatlaklardan üretiliyordu. Son 10 yılda ise hidrolik kırılma teknolojisi yatay sondaj ile birleşerek suni çatlak oluşturma işlemini ekonomik bir yöntem haline getirdi. Öyle ki ABD’de kaya gazı 2000 yılında toplam doğalgaz üretiminin %1’ine denk gelirken, 2013 yılında yüzde %47’sini oluşturacak seviyeye geldi [1]. Temel olarak incelediğimizde hidrolik kırılma işlemi, fosil yakıt bulunduran ancak geçirgenliği az olan kayaçlara çok yüksek basınçta su enjekte edilip bu kayaçları kırarak içerisinde barındırdığı doğalgaz veya petrolü açığa çıkarmaya yarar. Kayaçta kırıklar açıldıktan sonra yüksek basınçlı atık su yüzeye çekilir ve geleneksel yöntemlerle kaynak yüzeye çıkarılır. Aşağıdaki şekilde hidrolik kırılma yöntemiyle kaya gazı üretim süreci gösterilmektedir:

fracking_graphic_120418[2]

Dünyadaki kaya gazı üretiminin %95’inden fazlası ABD’de gerçekleşmektedir. Dünya tahmini rezervleri incelendiğinde ABD; Çin, Arjantin ve Cezayir’in ardından 4. sırada bulunmasına rağmen, bu teknolojiye yıllardır yaptığı 300 milyar $’ın üzerindeki yatırımın meyvelerini yiyerek üretimde tüm dünya ülkelerini geçmiş durumda. Öyle ki 2010 yılında doğalgaz fiyatları ABD ve Avrupa’da birbirine oldukça yakınken, günümüzde fiyatlar Avrupa’da ABD’ye göre 3 kat, Japonya’da ise 8 kat daha pahalı. İlk çıktığı yıllarda varil fiyatı 200 $’a mal olan kaya petrolü ise, bugün ABD içindeki farklı kuyulardan 30 $ ile 100 $ arasında bir maliyetle çıkarılabiliyor. Üretim miktarları göz önünde bulundurulduğunda kaya petrolünün ortalama maliyeti 50 $ civarında. Yani uluslararası petrol piyasasında varil fiyatı 50 $’ın üzerinde olduğu sürece Amerika kar etmeye ve maliyetlerini düşürmeye devam edecek diyebiliriz.

Elbette üretimdeki bu patlamanın teknolojik sebeplerinin yanında mevzuat ve kamuoyu arasındaki farkların da etkisi büyük. Örneğin ABD’de toprak ve altındaki rezervler mal sahibine ait iken, Avrupa ülkelerinde yeraltı kaynakları devlete ait. Bu nedenle ABD’de mal sahibi ve şirketler kolayca anlaşarak projeleri gerçekleştirirken, Avrupa devletleri şirketlerle bu kadar kolay anlaşamıyor. Bunun yanında Avrupa kamuoyu hidrolik kırılma teknolojisinin çevreye verdiği zararlardan da oldukça şikayetçi. Kırılma işlemi derinlerde gerçekleştiğinden dikkatsiz davranıldığında yeraltı sularını kirletme ihtimali çok yüksek. Ayrıca kayaçların içeriği adeta ‘boşaltıdığı’ için sismik sarsıntılara ve depremlere yol açabiliyor. Nitekim İngiltere’de kaya gazı çıkarma çalışmaları sarsıntılara sebep olduğu için süreç 18 ay durdurulmuş, Fransa ise hidrolik kırılma yöntemini tamamen yasaklamış [3].

Türkiye

Hepimizin bildiği üzere Türkiye fosil kaynaklar açısından oldukça fakir bir ülke. Yüzde 90’ın üzerinde doğalgaz ve petrol ithalatına bağımlı olmamızın yanı sıra, Orta Doğu ülkelerindeki istikrarsızlık ve Rusya ile yaşadığımız sorunlar enerji arz güvenliğimizi tehlikeye sokuyor. Tam da bu noktada tarihinde belki de ilk defa Türkiye fosil bir yakıt olan kaya gazı rezervleri açısından dünyada incelemeye değer bulunan 41 ülke arasında yer alıyor. ABD Enerji İstatik Dairesi’nin hazırladığı raporda , mevcut teknoloji ve jeoloji bilgisi ile Güney Doğu Anadolu ve Trakya Havzası’nda 680 milyar m3’lük çıkarılabilir gaz kaynağı olduğu belirtilmektedir. Bu rakam yıllık doğalgaz tüketim miktarımızla kıyaslandığında (~51 milyar m3) yaklaşık 13 yıllık tüketimimizi karşılayacak seviyededir. Raporda yer alan verilere göre ileriye dönük tahmini kaynak miktarı ise yaklaşık 4.6 trilyon m3’tür [4]. Elbette kaya gazı teknolojisinin henüz ABD dışında yaygınlaşmadığı göz önünde bulundurulduğunda ülkemizdeki potansiyelin ekonomiye kazandırılması kısa vadede pek mümkün görünmüyor.

Aşağıdaki şekil  Türkiye’deki önemli kaya gazı havzalarını göstermektedir.

shale gas[4]

Not: Köşe Yazısı: Kaya Gazı değil, ‘Kayaç Gazı’

KAYNAK:

[1] “How much shale gas is produced in the United States? ,” EIA, [Online]. Available: https://www.eia.gov/tools/faqs/faq.cfm?id=907&t=8, 10 May. 2016

[2]“What is Hydraulic Fracturing,” Propublica, [Online]. Available: https://www.propublica.org/special/hydraulic-fracturing-national, 10 May. 2016

[3]“Kaya gazı üretimi her ülkede uygulanabilir mi? ,” United States Energy Information Administration, [Online]. Available: http://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/04/140407_kaya_gazi, 10 May. 2016

[4] “Technically Recoverable Shale Oil and Shale Gas Resources: An Assessment of 137 Shale Formations in 41 Countries Outside the United States”. Analysis and projections. United States Energy Information Administration. 13 June 2013

Fosil Yakıtlar kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Fosil Yakıtlar ve Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Yaşam Döngüsü Analizi

Yaşam döngüsü analizi, bir ürün veya hizmetin ortaya çıkışından son kullanımına kadar geçen süreci kapsayan tüm aşamaların analizi yapılarak çevreye etkisini ortaya çıkaran  yöntemdir. Çevre duyarlılığının oldukça arttığı son 30 yılda, yaşam döngüsü analizleri birçok ürün için yapılmakla birlikte seragazı salınımının en fazla yapıldığı enerji sektörü için de uygulanmaktadır. Bu sayede birbirinden farklı birçok enerji tesisi ortak bir birim çatısı altında değerlendirilip çevreye olan zararı kıyaslanabilmektedir.

 Yaşam döngüsü analizini enerji üretim tesisleri için uyarladığımızda, kaynağın ortaya çıkması, işlenmesi; tesisin inşaatı, işletilmesi, devreden çıkarılması ve atık yönetimi gibi birçok süreci incelememiz gerekir. Çeşitli metotlar kullanılarak işlemler yapıldıktan sonra, ortak bir çıktı üzerinde konuşup kıyaslayabilmek adına yaşam döngüsü analizinin birimi, “1 kilowatt saatlik elektrik üretmek için çevreye salınan karbondioksitin gram olarak eşdeğeri” şeklindedir (gCO2eq/kwh). Elbette bu kadar farklı aşamayı içeren bu analizde yalnızca karbondioksit salınmamaktadır. Ancak sera gazları içerisinde en büyük yüzdeyi karbondioksit gazı aldığı için,  metan, sülfür, ozon gibi salınımlar karbondioksit eşdeğerine çevrilerek hesaplamaya dahil edilir.

Farklı kaynaklar incelendiğinde farklı aşamalarda yapılan salınımın payı gözlenmektedir. Bir kömür santrali için en fazla salınım yapılan aşama kömürün yanması süreci olmasına rağmen, rüzgar santrali incelendiğinde inşa aşaması en yüksek yüzdeye sahiptir. Elbette yapılan analizler; tesisin bulunduğu bölge, kaynağa yakınlığı, tesisin türü, kullanılan teknoloji, işletme şekli, yakıtların imhası gibi birçok değişken içerdiğinden tek tip bir sonuca ulaşılamamakla birlikte, hangi aşamanın çevreye daha çok zarar verdiği konusunda genel bir yargıya varılabilir. Aşağıdaki tabloda farklı kaynaklardan üretilen elektriğin gCO2eq/kwh cinsinden salınım değeri yer almaktadır:

life cycle[1]

Tabloda görüldüğü üzere nükleer enerjiden elektrik üretimi rüzgar üretimiyle neredeyse aynı ortalama değere sahiptir. Bunun en önemli sebebi nükleer santrallerin en fazla salınımı rüzgar santralleri gibi inşaat aşamasında yapmasıdır. Kömür ile kıyaslandığında da nükleer ve rüzgar enerjisinin çevreye yaklaşık 70 kat daha az salınım yaptığı gözlenmektedir.

Aşağıdaki tablolarda Japonya örneği için farklı kaynaklardan enerji üretimi sürecindeki seragazı salınımının payları gösterilmiştir [2]:

coal - oil

nuclear

hydro

wind

 

KAYNAK:

[1] “Life-cycle greenhouse-gas emissions of energy sources ,” Wikipedia Contributers, [Online]. Available: https://en.wikipedia.org/wiki/Life-cycle_greenhouse-gas_emissions_of_energy_sources#cite_note-IPCC_2014_Annex_III-2, 6 May. 2016

[2] Hondo, Hiroki, (2005), Life cycle GHG emission analysis of power generation systems: Japanese case, Energy, 30, issue 11, p. 2042-2056.

 

Alternatif Enerji Kaynakları kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Sentetik Yakıtlar

1. Dünya Savaşı’nda petrolün önemini anlayan ve rakiplerine göre bu kaynaktan oldukça mahrum kalan Almanya, 1920’li yıllarda petrolü yer altından çıkarmak yerine yeryüzünde üretmeye karar verdi. Sahip olduğu kömür madenlerini kullanarak Nobel Ödüllü Alman kimyacı Friedrich Bergius, Franz Fischer ve Hans Tropsch’un geliştirdiği yöntemlerle 2. Dünya Savaşı sırasında yıllık 4 milyon tona ulaşan sentetik yakıt üretmiş ve tankından uçağına kadar askeri savaş araçlarını bu yakıtların desteğiyle harekete geçirmiştir. 2. Dünya Savaşı’nın ardından sentetik yakıt sektörü ABD’de de hızla büyümüş ve 1970li yıllardaki petrol krizleriyle zirveye ulaşmıştır. Ancak 1980lerde petrol arzının artması ve çevresel duyarlılıkların gündemde olması nedeniyle rafa kaldırılan sentetik yakıt endüstrisi, teknolojik gelişmeler ve enerji arz güvenliği endişelerinin artmasıyla günümüzde tekrar popüler konuma ulaşmıştır. Toplam 240.000 varil günlük sentetik yakıt üretim kapasitesi değerlendirildiğinde, 200.000 varille Güney Afrika başı çekmektedir. Katar, Malezya ve Çin gibi ülkelerde de projeler yapım aşamasındadır [1].

Sentetik yakıtlar; kömür, doğalgaz, biyokütle, yağlı şist, yağlı kum, kanalizasyon atıkları, kentsel atıklar vb. kaynaklara çeşitli seviyelerde ısı, basınç ve fiziksel işlemler uygulanarak elde edilir. Temel olarak, sentetik ham petrol ve Fischer-Tropsch yakıtları şeklinde iki sınıfa ayrılır. Sentetik ham petrol, kuyulardan çıkan ham petrol ile aynı yapıya sahip olup rafine edilir ve dizel, benzin, kerosen gibi petrol türevleri elde edilir.Sentetik ham petrol üretimi çevreci bir yöntem değildir. Kullanılan kaynakların yer altından çıkarılması ve işlenmesi süreci ciddi miktarda CO2 salınımına neden olur [2].

Bir diğer sınıf Fischer-Tropsch sentetik yakıtlarıdır. Bu teknikte hammadde olarak kullanılan doğalgaz, kömür, biyokütle ve kentsel atıklar gibi kaynaklar çok yüksek sıcaklık ( ~ 1000 C ) ve basınca maruz bırakılarak ara ürün olan bir gaz karışımı (syngas) elde edilir. Bu karışım zararlı gazlardan arındırıldıktan sonra yoğunlaştırılarak sıvılaştırılır. Sıvılaşan gaz tekrar ısı ve basınç uygulanarak katalizörler yardımıyla tepkimeye sokulur. Çeşitli işlemlerin ardından benzin, dizel, endüstriyel yağlar vb. elde edilir. Sentetik ham petrol üretimine göre çevreye daha duyarlı ve yandığında neredeyse sıfır emisyon açığa çıkaran ürünlerin oluşturulduğu bu yöntem, biyokütle ve kentsel atıklar gibi kaynaklar kullandığı için yenilenebilir süreçleri de içinde barındırır [2]. Ancak sentetik yakıt üretim maliyetinin, doğalgaz kullanan büyük ölçekli tesislerde varili 20 $’dan başlayıp küçük ölçekli biyokütle kullanan tesislerde 240 $’a kadar çıkabildiği unutulmamalıdır [3].

Biyokütle, doğalgaz, kömür ve diğer kaynaklardan sentetik yakıt üretimi süreci, başka süreçlerle birleştiğinde aşağıdaki örnekte de görüleceği üzere birçok sektörü kapsayacak şekilde geliştirilebilir :

ott_gas_process[4]

 

KAYNAK:

[1] “Synthetic fuel,” Wikipedia Contributers, [Online]. Available: https://en.wikipedia.org/wiki/Synthetic_fuel_commercialization, 3 May. 2016

[2] “Sentetik Yakıtlar, ” Ünipedi, [Online]. Available: http://www.unipedi.com/otomoto/2015/11/25/genel/sentetik-yakitlar/, 3 May. 2016

[3]Tarka, Thomas J.; Wimer, John G.; Balash, Peter C.; Skone, Timothy J.; Kern, Kenneth C.; Vargas, Maria C.; Morreale, Bryan D.; White III, Charles W.; Gray, David (2009). “Affordable Low Carbon Diesel from Domestic Coal and Biomass”  United States Department of Energy, National Energy Technology Laboratory: 1; 30.

[4] “Energy and products from waste, ” Omega Thermal Tech., [Online]. Available: http://www.ottusa.com/synthetic_fuel/synthetic_fuel.htm, 3 May. 2016

Fosil Yakıtlar kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Biyodizel ve Karışım Oranları

Biyoyakıtların bir türü olan biyodizel, organik yağların etanol veya metanol ile transesterleşme reaksiyonuna girerek dizel yakıta çevrilmesi sonucu elde edilir. Kabaca, 100 birimlik yağ, 10 birimlik kısa zincirli bir alkol ile (genellikle metanol) bir katalizör eşliğinde (NaOH) tepkimeye girerek 100 birimlik biyodizel ve 10 birimlik gliserin ( genelde ilaç ve kozmetik sanayiinde kullanılan bir tür şeker) oluşturur [1].

biodiesel-production-schematic[1]

Biyodizel, yurtiçinde üretilebilmesi, zararlı gaz emisyonu yaymadan yanabilmesi ve petrol bağımlılığını azaltabilmesi sayesinde ülkelerin enerji arz güvenliğini ve hava kalitesini artırır, çevreye daha az zarar verir. Nitekim, B100 türü biyodizel kullanımı normal dizel kullanımına oranla karbondioksit salınımını %75 azaltır. Bununla birlikte parlama noktası 130 C olduğu için (normal dizel 52 C) daha kolay ve güvenli şekilde depo edilir, taşınır ve kullanılır [1].

biodiesel-emissions-graph  [1]

Ekonomik ve teknik nedenlerden ötürü biyodizeller farklı konsantrasyonlarda üretilir:

Düşük konsantrasyon: B5 ve B2 şeklinde iki türü vardır. B5, %5 biyodizel %95 normal dizel ; B2 ise %2 biyodizel %98 normal dizel bileşeniyle oluşturulur. Düşük karışım oranlı bu türler, dizel yakıtla çalışan her türlü motor tipinde güvenli bir şekilde kullanılabilir. Ülkemizde kullanılan biyodizel yakıt türü bu grupta yer alır. 27 Eylül 2011 tarih ve 28067 sayılı “Motorin Türlerine İlişkin Teknik Düzenleme Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ”e göre Piyasaya akaryakıt olarak arz edilen motorin türlerinin, yerli tarım ürünlerinden üretilmiş yağ asidi metil esteri (YAME) içeriğinin: 1/1/2014 tarihi itibariyle en az %1, 1/1/2015 tarihi itibariyle en az %2, 1/1/2016 tarihi itibariyle en az %3 olması zorunludur. Ancak 25 Şubat 2011 tarih ve 27857 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile haksız rekabete neden olduğu gerekçesiyle biyodizelin litre fiyatına 0,91 TL’lik ÖTV vergisi konulmuştur. Bu verginin ardından ülkemizde biyodizel üretimi maliyeti karşılamadığı için duraklama dönemine girmiştir [2].

B20: Düşük maliyet ve emisyon ile yüksek soğuk hava performansı gibi sebeplerden ötürü ABD’de en çok kullanılan biyoyakıt türüdür. Karışım oranı %6-%20 arasındadır. Genel olarak 1996 ve sonraki model araçlarda B20 ve altı seviyelerde biyodizel kullanımı için herhangi bir değişiklik yapmaya gerek yoktur [2].

Yüksek konsantrasyon ve B100: Yüksek maliyet ve mevzuat yetersizliği nedeniyle B20 ve altı karışım oranlarıyla kıyaslandığında daha az yaygındır. %20 seviyesinin üstüne çıktıkça her bir galondaki enerji içeriğinin azaldığı ve bu oranın üstündeki biyodizelin kullanılması için araçlarda modifikasyonlar gerektiğinden hala geliştirme aşamasındadır [1].

 

KAYNAK:

[1] “Biodiesel Fuel Basics, ” Office of Energy Efficiency & Renewable Energy, [Online]. Available: http://www.afdc.energy.gov/fuels/biodiesel_basics.html, 28 Nis. 2016

[2] “Biyodizel, ” Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü, [Online]. Available: http://www.eie.gov.tr/yenilenebilir/biyodizel.aspx, 28 Nis. 2016

 

Alternatif Enerji Kaynakları kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın